Toplam 3,5 Milyon üye. 1.025 kullanıcı içeride.
 

GİRİŞ

Kusurların Kusursuz Çözümü

Uzmanından 20 Temmuz 2012

Malum, çağımız bir sosyallik, bir sanallık, bir hız ve koşturmaca çağı... Zaman tüketim zamanı... Sadece markaları, ürünleri değil kendimizi, çevremizi, karşımızdakileri de tüketme hem de hızla ama çok hızla tüketme halindeyiz. Pek çok yerden aynı mesaj geliyor üzerimize üzerimize “Tüket! Tüket!!!” Biz de ne yapalım, çaresiz, kaptırıp tüketiyoruz... Paramızı, zamanımızı, hepsinden öte, ilişkilerimizi... En ufak bir kaygı ya da tedirginlikte başka kapılara yol almak, tercihlerimizi başkalarından yana kullanmak ne kadar da kolay ve önerilen bir şey bu günlerde.

Para pul benim işim değil. İlişkileri tüketmek üzerine yazayım dedim... Aklıma nerden mi geldi? Yazar bir arkadaşımın konu üstüne eğildiği tadından yenmez bir paragraftan:

“Ve neyse ki o adımları seninle atmak isteyen, yaşadığının tadını çıkarmayı bilen, değer bilen, güzel şeyleri harcamak istemeyen, kusursuzluğun aslında kusurların kusursuz çözümünden başka bir anlama gelmediğini, o kusursuz çözümün de sadece ve sadece sonunda beraber gülebilmekte ve ardında bırakabilmekte yattığını bilen, anlaşmanın pembe bir bulut içinde hiç sorunsuz yaşamak değil de; her tür arızaya, pürüze rağmen çözüm aramak istemekle ve en sonunda o çözümü bulmakla ilgili olduğunu kavrayabilen, farklılıkların insan doğasında olduğunu ama bu farklılıkların birbirini büyüttüğünü ve evet, güzelleştirdiğini anlayan insanlar da var.”

Böyle birine denk geldiniz mi? O kadar şanslı mısınız bilmiyorum? Ya da böyle birine denk geldiğinizi fark etmek de bir şans. Bunun farkında mısınız onu da bilmiyorum. Ama ilk adım fark etmeye çalışmak, adını koymak olabilir. Ama asıl önerim bu değil...

Böyle birine denk gelmeye çalışmak yerine “o kişi” olmaya ne dersiniz? Biliyorum ilk anda kulağa garip geliyor: Beyaz atlı prensi beklemek yerine beyaz atlı prens olmaya ne dersin gibi duyuluyor. (Herkes kendi cinsi ya da aradığı kişinin cinsine göre uyarlasın yahu sözü; lafın gelişi dedim ben.)

Kusurlara takılmak yerine kusurları kabul etmeye, sorun yaratmak yerine sorunları çözmeye var mısınız? Havada bulut gördüğünüzde güneşli bir yere doğru koşturmak yerine yağmura hazırlanmaya, yağmura ne kadar hazırlansanız da yine de ıslanmayı kabul etmeye hatta yeri geldiğinde seve seve ıslanmaya var mısınız? Unutmayın yağmurda sırılsıklam olmak da güzeldir, hele de yanınızda bunun kıymetini bilen biri varsa.

Ve bilin ki yağmurdan sonra çok daha parlak olur gökyüzü, güneş bir başka parlar ve emin olun ki yağmur öyle bir temizler ki ortalığı, her şey çok daha berrak görünmeye başlar.



Fikri Baskın Tüm Yazıları

cengo705 08 Eylül 2012 20:19
Tebrikler güzel yazı
Kapat